TEKİLA KRİZİ (1994)

Güncelleme tarihi: 9 Oca

23.12.2021

Ekonomik Kriz; kısaca ekonomide aniden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan olayların makro açıdan ülke ekonomisini, mikro açıdan ise firmaları ciddi anlamda sarsacak sonuçlar ortaya çıkarması durumudur.

Geçmişte yaşanan belli başlı önemli finansal krizler için bkz:


1636 Lale Balonu (Hollanda)
1720 South Sea Balonu (İngiltere)
1720 Mississippi Balonu (Fransa)
1927-1929 Hisse Senedi Fiyatları Balonu (ABD'de patlak verdi bütün dünyaya yayıldı. bkz:Kara Cuma,29 Buhranı)
1985-89 Japonya Emlak ve Hisse Senedi Balonu
1985-89 Finlandiya, Norveç ve İsveç’teki Emlak ve Hisse Senedi Balonu
1992-1997 Asya Ülkeleri Emlak ve Hisse Senedi Balonu
1990-1999 Meksika’daki Yabancı Yatırımların Aşırı Artışı (Tekila Krizi)
1995-2000 ABD’deki Tezgâh Üstü Piyasalar Hisse Senetleri Balonu
2000-2008 ABD'deki Mortgage Krizi (Malum emlak krizi küresel finansal krize dönüşmüştü. Bkz: Mortgage/Subprime Crisis)
2011 Yunanistan Hükümeti Devlet Borçları Krizi (Sonradan domino etkisiyle diğer Avrupa ülkelerine de sıçradı. Bkz:Eurocrisis)

Bu yazı dizisinde yine elimiz,dilimiz döndüğünce Meksi’da yaşanan bu krizden bahsederken, özellikle ekonomi literatüründe önemli yeri ve konuyla yakından alakası olan Crowding Out(Dışlama Etkisi), Dutch Disease (Hollanda Hastalığı) ve ''Cari Açık'' gibi kavramlara da kısaca değineceğiz. Tabi literatüre geçmiş bu önemli krizin öncesinde yaşananlara bakmak ayrıca çok önemli. Çünkü çoğu zaman yaşandığı gibi aslında felaketler,krizler (adına ne derseniz deyin aniden) bir anda meydana gelmez.Önce geliyorum der ve gelmeden önce de çok önemli sinyaller verir.Bu noktada ekonomik krizler bir bakıma belii döngülerden ibarettir de diyebiliriz:



Kriz geliyorum der ve gelir!

Bu noktada öncelikle 1994 yılında yaşanan kriz öncesi duruma bir bakacak olursak, Meksika’da 1976 yılında yapılan seçimin sonucunu, 1970’lerdeki ''Petrol Krizinin'' derinleştirdiği ekonomik kriz belirlemişti diyebiliriz. Ülkenin krize yürüdüğü dönemde başkan olan Alvarez, seçimlerde siyasete veda etti ve akabinde iktidara Lopez Portillo geldi.

Tam manasıyla ekonomik bir enkaz devralan Portillo’nun işi hiç de kolay değildi. Fakat beklenmedik bir şey oldu. Meksika’nın Veracruz, Baja, California Norte, Chiapas ve Tabasco bölgelerinde çok büyük “petrol rezervleri” keşfedildi.


(Bkz: 1973 Petrol Krizleri/Şokları : Konuyla ilgili “Crude Impact” belgeseli)

(Bkz: https://www.wikizero.com/tr/1973_Petrol_Krizi)


Meksika’da o güne kadar yılda 190 milyon varil petrol üretilirken, bulunan rezervlerinin 11 milyar varil olduğu açıklandı. 1983 yılına gelindiğinde ise rezervlerin 72.5 milyar varil olduğu ortaya çıkmıştı.Petrolün bulunması sonrasında, uluslararası finans piyasalarının gözü -bilakis dünyada genelinde yaşanan 1970’deki Petrol Şoklarından sonra- yeniden Meksika’ya çevrilmişti. Daha önce arkalarına bakmadan kaçan yabancılar şimdi Portillo ile görüşme yapabilmek için günlerce sıra bekliyorlardı. Nasıl olsa yağmalanacak büyük bir maden bulmuşlardı.

(Bkz:Petrol = Black Gold)


Not: Piyasalarda bu tarz yakıştırmalar kullanmayı severler.Örneğin dolara Benjamin, Sterlin'e kraliçe gibi deyimler kullanırlar. Petrole black gold yani “siyah altın” demeleri gibi. Özellikle son zamanlarda kimi köşe yazıları ve makalelerde suya “blue gold” yakıştırması da sıkça görülmektedir..


Akabinde 1977’den itibaren petrol gelirleri hızla artmaya başladı. İktidara geldiği gün, özel sektöre büyük vaatlerde bulunan ve mali disiplini sağlayacağını söyleyen Portillo, bu sözlerini çok çabuk unutmuştu. Harcamalar alıp başını giderken aslında kendinden önceki yönetimden farklı davranılmıyordu. Borçlar hızla artmaya başladı. Sadece 12.6 milyar dolar borç, petrol üretim tesislerinin kurulması için gelmişti ve bu para Meksika’nın toplam borcunun neredeyse yarısına yakındı. Artan petrol gelirlerinden daha hızlı bir kamu harcaması başladı. Bütçe açığı 1976’da milli gelirin %10’u iken 1982’de %17’sine yükseldi.Bu gidişattan ilk başta herkes memnundu tabi. Ülkeye akan petrol gelirleri özel sektöre de hovardaca dağıtılıyor, ihalelerle firmalara peşkeş çekercesine yol,ev,hastane,köprü yaptırılıyordu. Bundan memnun olan grupların hepsi, harcamaları kısıcı, yapısal reform adı altındaki önlemlere karşı çıkıyordu.


Ayrıca bkz: İnşaat Ya Resulullah , Yazar: Kolektif , Derleyen: Tanıl Bora, Birikim Yayınları,2016


Fakat 1980’lerin başına gelindiğinde petrol fiyatlarının hızla düşmeye başlaması ve kamu gelirlerinin hızla azalmasıyla birlikte işler tersine dönüverdi. O ana kadar yüksek sübvansiyonlarla desteklenen ve hükümetle arası ilişkileri çok iyi olan özel sektör, azalan gelirlerden pay almak için hükümete karşı bir tavır aldı. Aslında iktisat literatüründe “Hollanda Hastalığı” diye geçen bir hastalığa yakalanmıştı Meksika fakat teşhis tam manasıyla konulamamıştı.



DUTCH DISEASE/HOLLANDA HASTALIĞI


Kuzey Denizi’nde petrol bulunduktan sonra İngilizler hem tekstil, hem de ayakkabı sanayilerini İtalya ve İspanya’ya kaptırmışlardı. Tabi ki bu sırada, o sanayi dalında çalışanlar işsiz kalmış, petrol bulunması sonrasında işsizlik oranları da hızla artmıştı.Bununla birlikte yeraltı zenginliği olan diğer ülkelerde, özellikle 1990’larda Rusya ve petrol zengini olan Suudi Arabistan gibi ülkelerde bu hastalık görülmekteydi.Tabii bu hastalığa karşı nadiren de olsa kamu fonları oluşturup birikim yapmak suretiyle efektif önlemler alan ülkeler de var. Örneğin Norveç.


“Norveç’te 1967 yılında emeklilik fonu adıyla kurulan bir fona, 2006 yılından başlanarak petrol ve doğalgaz gelirleri aktarılmaya başlanmış. Bu fon, bu adımdan başlayarak Avrupa’nın en büyük emeklilik fonu haline gelmiş. Norveç Fonunda biriken para 900 milyar dolar düzeyinde. Bu fonun işletilmesi son derecede sıkı kurallara bağlanmış. Çevreyi gözeterek ve yalnızca legal faaliyetlere para yatırarak büyüyor. Her gün 160 milyon dolar dolayında getiri sağlıyor. Hükümet, bütçe amaçlı olarak fondaki paranın yalnızca yüzde 4’ünü kullanabiliyor. Geri kalan yüzde 96 ise biriktiriliyor ve getiri getirecek alanlara yatırılıyor. Norveç’e zenginlik sağlayan petrol rezervleri bir gün tükense bile bu fon döndürülerek gelecek kuşaklara refahı aktarmanın aracı olmaya devam edecek.” (Mahfi Eğilmez ,Kendime Yazılar, 29 Aralık 2015)

Mahfi Eğilmez, Kendime Yazılar sayfasından alıntılanmıştır! Yazının tamamı için lütfen: http://www.mahfiegilmez.com/2015/12/suudi-arabistan-ve-norvec-karslastrmas.html)


İşte tam da bu hastalığın pençesinde olan Meksika'da diğer yandan yerli para yabancı paralara karşı aşırı değerlenmiş ve uzun süre eski seviyesine de düşmemiştir. Dolayısıyla, ihraç malları dış piyasalarda pahalanmış ve ucuz mal alıcıya göre daha cazip olacağı için ülke olarak rekabet gücü de kaybedilmiştir. Dışarıya mal satamayan -ihracat yapamayan- sanayici ise peşi sıra kepenk kapatmaya başlamış ve ucuz olan ithal mallarına olan talebin de artması sonucu cari açık hızla büyümüştü.


Cari Açık: İlgili ülkenin cari yıl içerisinde elde ettiğinden daha fazla döviz harcamasından dolayı cari dengenin bozulması durumudur.


1982 yılının Ağustos ayına gelindiğinde Meksika gönülsüz olarak moratoryum ilan etmişti. Moratoryum öncesi dış borç toplamı 100 milyar doların üzerindeydi. Bir ay sonra, Eylül 1982’de Lopez Portillo, bütün özel bankalara el koydu ve sermaye hareketlerini kontrol altına aldı. 1982’nin sonunda yapılan seçimlerde Portillo koltuğuna veda ederken, bütçe ve planlamadan sorumlu bakan olan Miguel De La Madrid başkan oldu.


Moratoryum: Borçlunun ödeme gücünü kaybetmesinden dolayı borçlarının tümünü veya bir kısmını ödeyemeyeceğini ilân etmesine adı verilir. Bu süreç genellikle borçlu ve alıcı arasında borcun yeniden yapılandırılması, borçların vadelerinin uzatılması ile sonuçlanır.Örneğin, Türkiye 1958 yılında moratoryum ilan ederek borçlarını yapılandırma yoluna gitmiştir.


Portillo’nun izlediği yolu aynen devam ettireceği düşünülen Madrid, iktidara geldiği ilk günden itibaren, ekonomide serbest piyasa sistemini benimseyerek liberasyona başladı.Tabi ki her kriz sonrasında yardıma koşan(!) IMF, bu defa da Meksika’ya yardıma koşmuştu.


Buraya kadar kriz öncesine kadar gelen süreç böyle işlemişti.

90’lara geldiğimizde -Aralık 1994'te- Meksika hükümetinin cari açığı dengelemek için yaptığı devalüasyon sonucunda piyasaların tatmin olmadığı gibi bir tedirginlikle panik havasına girmesi sonucu risk priminin yükselerek zincirleme bir reaksiyon sonucu kriz patlak vermişti. Bu krizin diğer krizlerden farkı ise bir ülkeden sermaye kaçışının tetiklediği ilk kriz olarak literatüre geçmesidir.



Krizden hemen önceki o kısa evreye dönecek olursak malum -diğer kriz evrelerinin ilk başlarında da görüldüğü üzere- Meksika'da 1990'ların başında da her şey iyi gidiyordu. Ülke reformları kimisi Harvard ve MIT (Massachusetts Institute of Technology-Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) mezunu iyi eğitim almış yöneticiler tarafından başarı ile hayata geçirilmiş, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nı (NAFTA) imzalanmış ve bütün bu iyi gelişmeler ile birlikte yatırımcı güveninin arttığı bu güzel havadan elden geldiğince istifade edilmeye çalışılmıştı.


Sonraki evrede Meksika Merkez Bankası, 1988'de standart merkez bankası uygulamalarından vazgeçti ve pesoyu dolara sabitledi. Krize giden yolun ilk taşı böylelikle döşenmiş oldu. Para tabanını daraltmak ve faizi artırmak yerine, Merkez Bankası, faizlerdeki çıkışı önlemek ve para miktarını artırmak için hazine tahvillerini satın aldı.


Buna ek olarak, dolar bazındaki tahvillerin geri ödemesi döviz rezervlerini azalttı.Öte yandan, ülkenin “Chiapas” bölgesinde artan şiddet olayları ve başkan adaylarından Luis Donaldo Colosio'ya düzenlenen suikast ülkede siyasi istikrarsızlık getirdi. Bu da yatırımcıların Meksika varlıklarının risk primini artırmasına bir başka neden oluşturmuştu.



Meksika'da 1994 yılındaki başkanlık seçimleri yaklaşırken, hükümetin seçim ekonomisine gitmesi, yani genişlemeci maliye ve para politikalarını uygulaması -kesenin ağzını açması- ve bunun sonucu cari işlemler açığının GSYİH'nin yüzde 7'si gibi yüksek bir seviyeye çıkmasına sebep olmuştu. Bu harcamaları karşılayabilmek için hükümet, yabancı yatırımcıların da ilgisini çekmek amacıyla, kısa vadeli yerel para cinsinden ancak dolar geri ödemeli borçlanma kağıdı ihraç etti. Borçlanmayı kolaylaştırabilmek için kısa vadeli peso cinsinden tahvil/bonolar dolar cinsi tahvillerle değiştirilmeye başlandı. Böylelikle küresel çapta hareket eden fırsatçı fonların önü böylelikle açılmış oldu.(Tanıdık gelmiştir.)





Meksika Merkez Bankası pesonun dolara endeksli seyrini sürdürdü ve pesonun dolar karşısında yalnızca dar bir bantta değer kazanmasına ya da kaybetmesine izin verdi. Bu bandın korunması için, merkez bankası piyasaya açık piyasa işlemleri (api) yoluyla müdahale etti ve peso sattı ya da aldı. Merkez bankasının müdahale stratejisinin bir parçası da dolar bazında kısa vadeli borçlanma kağıdı ihraç etmekti. Borçlanma yoluyla elde ettiği dövizi peso alımında kullandı ve bu da pesonun değerinin aşırı artmasına neden oldu.

Devalüasyon: Bir ülke parasının yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi, değerinin düşürülmesi.


Api(açık piyasa işlemleri): Para politikasının ikinci aracı olan açık piyasa işlemleriyle (APİ) Merkez Bankaları, ellerinde tahvil bulunduranlardan tahvil satın alarak ya da kendi elindeki tahvilleri piyasaya satarak piyasadaki likiditeyi denetleyip fiyat istikrarını sağlamayı hedefler.

Döviz (Dolar) Bandı: Ayarlanabilir Sabit Kur Sisteminde, döviz kuru Merkez Bankası tarafından bir dalgalanma bandında belirlenir. Ancak duruma göre belirlenen döviz kuru periyodik olarak değiştirilebilir. Örneğin ödemeler bilançosu açıklarını gidermek için ülke parası devalüe, ödemeler bilançosu fazlalarını gidermek içinse yine o ülkenin parası revalüe(para değerinin artırılması) edilebilir.


Revaülasyon: Ülke parasının diğer ülkelerin paraları karşısındaki değerinin artırılması.


Merkez bankasının pesodaki değer kaybını önlemeye çalışması enflasyon risklerine karşı korunmayı amaçlıyordu, ancak bu da pesonun aşırı değer kazanmasına neden oldu. Pesonun güçlenmesi ithalatın (dışarıdan alınan yabancı ürünlerin) ucuzlamasını sağladı fakat bu da ülkenin dış ticaretinin açık vermesine sebep olmuştu.Spekülatörler pesonun yapay bir şekilde aşırı değerli olduğunu düşündüler ve haklı çıktılar. İşte bunun sonucu meydana gelen sermaye kaçışı pesonun üzerindeki piyasa bakısını daha da attırmış oldu.